Browsing by Author "Noyan, Handan"
Now showing 1 - 9 of 9
- Results Per Page
- Sort Options
Master Thesis Evli Çiftlerde Aleksitimik Özelliklerin İlişki İstikrarı ve Mutluluk Yönelimleri ile İlişkisi(2022) Gökçe, Rüken; Noyan, HandanEvlilik içi ilişkilerde eşlerin empati kurmaları ve birbirlerini anlamalarında aleksitiminin önemli rolü olduğunu belirten çalışmalara bakıldığında, aleksitimi ile ilişki istikrarı ve mutluluk yönelimlerinin birlikte ele alındığı çalışmaların sınırlı sayıda olduğu görülmüştür. Bu çalışmada; bilinen nörolojik ve psikiyatrik bir hastalık tanısı olmayan sağlıklı popülasyonda aleksitimi alt boyutlarının ilişki istikrarı ve mutluluk yönelimleri alt boyutlarıyla ilişkisi incelenmiştir. Çalışma 20-60 yaş aralığındaki 120 evli çiftle yürütülmüştür. Katılımcılara Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ), İlişki İstikrarı Ölçeği (İİÖ) ve Mutluluk Yönelimleri Ölçeği (MYÖ) uygulanmıştır. Çalışmanın örneklemi aleksitimik özelliklere göre ayrılarak İİÖ ve MYÖ alt boyutları ve sosyodemografjk faktörler açısından istatistiksel olarak incelenmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesi için 'Pearson Korelasyon Analizi'; değişkenlerin demografik faktörlerden bağımsız olarak incelenmesi için 'Hiyerarşik Regresyon Analizi' yapılmıştır. Analizler sonucunda, 35 yaş altındaki kadınlarda İlişki Doyumu puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. 0-5 yıl arası evli olan kadınların Seçeneklerin Niteliğini Değerlendirme ve İlişki Doyumu puanlarının daha yüksek olduğu, 5 yıldan uzun süredir evli olanlarınsa İlişki Yatırımı ve Yaşamın Anlamı puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Aleksitimik grupta, kadınlarda İlişkiye Bağlanım, İlişki Yatırımı puanlarının; erkeklerde ise Seçeneklerin Niteliğini Değerlendirme puanları aleksitimik olmayan gruba göre daha yüksek bulunmuştur. Kadınlarda Duyguları Tanımada Zorluk ile İlişkiye Bağlanım pozitif yönde ilişkili çıkmıştır. Kadınlardan elde edilen Duyguları Söze Dökmede Zorluk ile İlişki Doyumu arasındaki negatjf yönlü ilişki literatürle uyumludur. Literatürün aksine, kadınlarda Hayat Bağlılığı ile Duyguları Tanımada Zorluk pozitif ilişkiliyken; erkeklerde Hayat Bağlılığı, Duyguları Tanımada ve Söze Dökmede Zorluk pozitif ilişkili bulunmuştur. Literatürle çelişen bu bulgular toplumsal cinsiyet rolleri göz önünde bulundurularak tartışılmıştır.Article Menstrual Cycle-Related Changes in Women with Schizophrenia: A Resting-State fMRI Study(Karger, 2022) Noyan, Handan; Hamamci, Andac; Firat, Zeynep; Sarsilmaz, Aysegul; Ucok, AlpIntroduction: Different influences of ovarian hormones in schizophrenia (SCZ) have been reported, but no study to date has assessed their effects on the brain dynamics at rest. The present study aimed to examine the hormonal and clinical changes related to the menstrual cycle and alterations in the resting-state functional connectivity (RS-FC) depending on cycle phase and/or hormonal fluctuations in SCZ. Method: This study was conducted based on both between- and within-subject experimental designs, including 13 clinically stable female patients with SCZ (32 +/- 7.7 years) and 13 healthy women (30 +/- 7.3 years). RS-functional magnetic resonance imaging (fMRI) scanning, as well as hormonal and clinical assessments, was applied to each participant twice during two cycle phases: early follicular and mid-luteal. Results: A difference in mid-luteal progesterone levels was found between groups, with a large effect size (Cohen's d) of 0.8 (p < 0.05). Also, the estradiol levels negatively correlated with the negative symptom severity of the patients during their mid-luteal phase. In the patients, estrogen positively correlated with the auditory network connectivity in the left amygdala during the early follicular phase. In the controls, progesterone had positive correlations with the connectivity of the posterior default mode and the left frontoparietal networks in the bilateral precuneus during the early follicular phase and had a negative correlation with the executive control network connectivity in the mid-luteal phase. Conclusion: The present study showed hormonal differences between groups and suggested that the levels of cycle-dependent hormones might be associated with the changes in clinical symptom severity and the RS-FC in the groups. Our RS-fMRI findings warrant further investigation.Master Thesis Pandemi Sürecinde COVID-19 Korkusu, Kaçınma Davranışları ve Bilişsel Esneklik Düzeyleri Arasındaki İlişki(2023) Bostancı, Elif Nur; Noyan, HandanCovid-19 pandemisi tüm dünyada çok büyük bir korkuya sebep olmuştur ve bireyler her zamankinden daha fazla esnekliğe ihtiyaç duymaktadır. İlgili alanyazın incelendiğinde kişilerin Covid-19 geçirdikten sonra kaçınma davranışlarına devam ettikleri görülmektedir. Covid-19 korkusu ile kaçınma davranışları arasındaki ilişkiyi gösteren çalışmalar mevcut olsa da bu ilişkide bilişsel esnekliğin rolünün yeterince araştırılmadığı görülmüştür. Mevcut tez çalışmasının temel amacı, Covid-19 korkusu ile Covid-19'dan kaçınma tutumları arasındaki ilişkide bilişsel esnekliğin aracı rolünü test etmektir. Çalışmanın örneklemini 18-65 yaş arasında Türkiye'de ikamet eden Covid-19'u hastane yatışı gerekmeden geçirmiş veya Covid-19 geçirmemiş 331 katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılara veri toplama araçları olarak Sosyo-demografik Bilgi Formu, Covid-19 Korkusu Ölçeği, Covid-19'dan Kaçınma Tutumları Ölçeği, Stresli Durumlarda Bilişsel Kontrol ve Esneklik Ölçeği ve Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği-Türkçe Öz Bildirim Formu (YBOKÖ-Öz Bildirim Formu) uygulanmıştır. Analizler sonucunda kronik rahatsızlığa sahip olan ve YBOKÖ-Öz Bildirim Formu'na göre şiddetli obsesif kompulsif bozukluk belirtilerine sahip olan katılımcıların daha fazla Covid-19 korkusu yaşaması ve kaçınma davranışları sergilemesi alanyazınla uyumludur. Sonuçlar ayrıca Covid-19 korkusu ile bilişsel kaçınma davranışları arasındaki ilişkide bilişsel kontrolün kısmi aracı rolü olduğunu göstermiştir. Bulgular Covid-19 korkusu yaşayan bireylerle klinik ortamlarda çalışırken bilişsel esneklik ve bilişsel kontrolü ön plana alan müdahalelerin uygulanmasının tedavi açısından önemli olabileceğini düşündürmüştür.Article The Relationship Between Childhood Trauma, Psychotic Symptoms, and Cognitive Schemas in Patients with Schizophrenia, Their Siblings, and Healthy Controls: Results from the Eu-Gei Study(Cambridge University Press, 2024) Ucok, Alp; Noyan, Handan; Guloksuz, Sinan; Saka, Meram Can; Alptekin, Koksal; Atbasoglu, Cem; van Os, JimBackground The relationship between childhood trauma (CT) and psychotic symptoms in patients with schizophrenia (SCZ), and subthreshold psychotic experiences in non-clinical populations is well-established. However, little is known about the relationship between subtypes of trauma and specific symptoms in patients, their siblings, and controls. It is also not clear which variables mediate the relationship between trauma and psychotic symptoms.Methods Seven hundred and forty-two patients with SCZ, 718 of their unaffected siblings and 1039 controls from three EU-GEI sites were assessed for CT, symptom severity, and cognitive schemas about self/others. CT was assessed with the Childhood Trauma Questionnaire, and cognitive schemas were assessed by The Brief Core Schema Scale.Results Patients with psychosis were affected by CT more than their siblings and controls in all domains. Childhood emotional abuse and neglect were more common in siblings than controls. CT was related to negative cognitive schemas toward self/others in patients, siblings, and controls. We found that negative schemas about self-mediated the relationship between emotional abuse and thought withdrawal and thought broadcasting. Approximately 33.9% of the variance in these symptoms was explained by the mediator. It also mediated the relationship between sexual abuse and persecutory delusions in SCZ.Conclusions Our findings suggest that childhood abuse and neglect are more common in patients with schizophrenia than their siblings and healthy controls, and have different impacts on clinical domains which we searched. The relationship between CT and positive symptoms seems to be mediated by negative cognitive schemas about self in schizophrenia.Master Thesis Sağlıklı Erişkinlerde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun Alt Tipleri ile Akademik Erteleme Davranışı Arasındaki İlişki: Yürütücü İşlevler ve Duygu Düzenleme Güçlüğünün Rolü(2024) Kopuz, Eflal; Noyan, HandanSağlıklı erişkinlerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite (DEHB) eğilimleri ile akademik erteleme arasındaki ilişkiyi açıklayan değişkenlerin incelenmesini amaçlayan çalışmalar sınırlı sayıdadır. Bu çalışmada, bilinen nörolojik ve psikiyatrik tanısı bulunmayan sağlıklı erişkinlerin DEHB alt tip eğilimleri ile akademik erteleme arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğü ve yürütücü işlevlerin eş zamanlı (paralel) aracılık etkisi incelenmiştir. Çalışma, 18-35 yaş aralığında 223 üniversite öğrencisiyle yürütülmüştür. Katılımcılara, DEHB özelliklerinin değerlendirilmesinde 'Mevcut Semptomlar Ölçeği (MSÖ)'; akademik erteleme davranışlarının incelenmesinde 'Akademik Erteleme Ölçeği (AEÖ)', yürütücü/yönetsel işlevleri değerlendirmede 'Yürütücü İşlevler Ölçeği (YİÖ)' ve duygu düzenleme güçlüğünün tespit edilmesinde 'Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Formu (DDGÖ-16)' uygulanmıştır. Çalışmada, sosyodemografik faktörler araştırma değişkenleri açısından istatistiksel olarak incelenmiştir. MSÖ alt boyutları üzerinde, yaş ve cinsiyetin olası karıştırıcı etkilerini ele almak için 'Kısmi Korelasyon Analizi' yapılmıştır. DEHB alt tipleri ve akademik erteleme arasında yürütücü işlevler ve duygu düzenleme güçlüğünün eş zamanlı olarak aracı etkisini test etmek amacıyla 'Paralel Aracılık Analizleri' yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda, erkeklerin MSÖ-hiperaktivite-dürtüsel (6,77±3,91) ve akademik erteleme (53,86±13,66) puanlarının daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Paralel aracılık sonuçları; yürütücü işlevler ve duygu düzenleme güçlüğünün MSÖ-dikkat eksikliği ve bileşik tip alt tipleri ile akademik erteleme davranışı arasındaki ilişkiye kısmi aracılık; MSÖ-hiperaktivite-dürtüsel alt boyutu ile akademik erteleme davranışı arasındaki ilişkiye tam aracılık ettiğini göstermiştir. (p<0,05). Bu bulgular; DEHB eğilimi olan genç yetişkinlerde akademik ertelemenin anlaşılmasında hem duygu düzenleme güçlüklerinin hem de yürütücü işlevlerin dikkate alınmasının önemini göstermektedir.Master Thesis Sağlıklı Popülasyonda Yeme Tutumu ve Davranışları: Bilişsel Esneklik ve Mükemmeliyetçiliğin Rolü(2024) Terzi, Gizem; Noyan, HandanYeme tutum ve davranışlarının bilişsel esneklik ve mükemmeliyetçilik değişkenleriyle birlikte ele alındığı ve sağlıklı popülasyonda yeme tutum ve davranışlarının incelendiği araştırmaların sınırlı sayıda olduğu görülmüştür. Mevcut çalışmada, bilinen psikiyatrik tanısı olmayan ve beden kitle indekslerine göre normal vücut ağırlığına sahip 220 katılımcıda, yeme tutum ve davranışları ile mükemmeliyetçilik ve bilişsel esneklik düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu çalışmaya katılmaya gönüllü olan katılımcılara, 'Yeme Tutum Testi (YTT-26)', 'Hollanda Yeme Davranışı Anketi (HYDA)', 'Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (FÇBMÖ)', 'Bilişsel Esneklik Envanteri (BEE)' kendini bildirim ölçekleri sunulmuştur. Ayrıca, bilişsel esnekliği değerlendirmek için bilgisayar temelli bir yürütücü işlev testi olan Wisconsin Kart Eşleme Testi (WKET) (n = 50) yüz yüze uygulanmıştır. Örneklemimiz, YTT kesme puanı doğrultusunda sağlıklı ve sağlıksız yeme tutumları gruplarına ayrılarak sosyodemografik özellikler ve FÇBMÖ, BEE, WKET performansları açısından karşılaştırılmıştır. Ölçümler arasındaki ikili ilişkiler 'Pearson Korelasyon Analizi' ile test edilmiştir. Mükemmeliyetçilik ile yeme tutum ve davranışları arasındaki ilişkide bilişsel esnekliğin aracı rolünü incelemek için, 'Process Macro' kullanılarak aracılık analizi yapılmıştır. Analizler, yeme tutum ve davranışları ile mükemmeliyetçiliğin cinsiyete göre farklılaşmadığını (p > 0,05) ancak, sağlıklı mükemmeliyetçiliğin kadınlarda daha yüksek olduğunu göstermektedir (Z = -6,10; p = 0,00). Ayrıca, yaş ilerledikçe bireylerin mükemmeliyetçi özelliklerinde azalma gözlenmiştir. Ek olarak bulgularımız, mükemmeliyetçiliğin yeme tutum ve davranışları üzerinde belirleyici olduğunu (p < 0,05), ancak bilişsel esnekliğin aracılık rolünün olmadığı göstermiştir (p > 0,05). Bulgularımız, yeme tutum ve davranışlarına yönelik müdahalelerde mükemmeliyetçiliğin ön planda tutulmasının önemli olabileceğini düşündürmektedir.Master Thesis Üniversite Öğrencilerinde Bilişsel Üçlü Üzerinde Doğal Afet Deneyimi ve Kaygı Düzeyi Rolünün İncelenmesi(2024) Kaymak, Gülbahar Demir; Noyan, Handan; Beyazyürek, Mansur; Kayım, FatmaDoğal afet gibi travmatik yaşam olayları bireylerin psikolojik yaşantılarını ve dış dünyayı değerlendirme biçimi etkilemektedir. Üniversite öğrencilerinde doğal afet yaşantılarının bireylerin kaygı düzeyleri, bilişsel üçlü alt boyutları ('benlik algısı', 'dünya algısı', 'gelecek algısı') üzerine etkisini bir arada inceleyen bilinen çalışma yoktur. Bu doğrultuda çalışmamızda, üniversite öğrencilerinde doğal afetin ve kaygı düzeyinin bilişsel üçlü üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışmamız, 18-30 yaş aralığında 277 üniversite öğrencisiyle (188'i kadın) yürütülmüştür. Mevcut örneklem ayrıca, afet yaşantısının varlığına (var, n=161; yok, n=131) göre iki alt gruba ayrılmıştır. Öğrencilerin benlik, gelecek ve dünyaya yönelik algıları Bilişsel Üçlü Envanteri (BÜE); kaygı düzeyleri, Beck Anksiyete Envanteriyle değerlendirilmiştir. Doğal afet ve kaygının bilişsel üçlü alt boyutları üzerindeki etkisini incelemek için MANOVA yürütülmüştür. Afet yaşayan grup, afete ilişkin deneyimlerine göre (afet anında yaralanma, ekonomik etkileri gibi) alt gruplara ayrılmış ve afete ilişkin deneyimlerin BÜE toplam puanı üzerindeki etkisini analiz etmek için, ANOVA ve t-testleri yürütülmüştür. BÜE boyutlarında kaygı düzeyi (p<0,01) ve doğal afet kategorilerine göre (p=0,03) anlamlı farklılaşma görülmüştür. Ancak, BÜE alt boyutları üzerinde doğal afet ve kaygı yaşantılarının anlamlı bir etkileşim etkisi gözlenmemiştir (p>0,05). Afet sırasında yaralanmanın (p=0,003), afetten sosyoekonomik olarak etkilenmenin (p=0,001), afet esnasında bir yakının yaralanmasının (p=0,005), afet bölgesinde yaşamanın (p=0,004) ve afet sonrası temel ihtiyaçların karşılanmamasının (p=0,001) bilişsel üçlüyü olumsuz yönde etkilemiştir. Bulgularımız, gençlerde afet ve kaygı yaşantılarının benlik, dünya ve gelecek algısı üzerinde olumsuz etkiye neden olduğunu ve afete ilişkin bazı deneyimlerin, bilişsel süreçleri olumsuz etkileyebileceğini göstermiştir.Master Thesis Üreme Çağındaki Sağlıklı Kadınlarda Premenstrüel Sendrom Belirtileri ile Duygusal Yeme Davranışı Arasındaki İlişkide Duygu Düzenleme Güçlüğünün Rolü(2024) Elmas, İrem; Noyan, HandanPremenstrüel Sendrom (PMS), menstrüel döngünün luteal fazında ortaya çıkan ve menstrüsyonun başlamasıyla azalan veya kaybolan; temelinde bir psikiyatrik hastalık olmaksızın kişide fiziksel, psikolojik ve davranışsal belirtilerle kendini gösteren bir durum olarak tanımlanmaktadır. PMS'de görülen hormonal değişikliklerin duygu durum dalgalanmalarında ve duygularımızın etkili olduğu duygusal yeme davranışı üzerinde etkisi olabileceği düşünülmektedir. Bu kapsamda, bilinen bir psikiyatrik tanısı olmayan sağlıklı kadınların PMS belirtileri ile duygusal yeme davranışları arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü incelenmiştir. Üreme çağındaki sağlıklı kadınlar (N=254) Premenstrüel Sendrom Ölçeği (PMSÖ), Duygu Düzenleme Güçlüğü-Kısa Form (DDGÖ-16), Duygusal Yeme Ölçeği (DYÖ) ve Duygusal İştah Anketi (DİA) bulguları açısından incelenmiştir. PMS belirtileri ile duygusal yeme davranışı arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü PROCESS Macro kullanılarak basit aracılık modeliyle test edilmiştir. Bunun sonucunda, toplam dolaylı etki anlamlı bulunmuş (p=0,000) ve modele duygu düzenleme güçlüğü değişkeni eklendiğinde PMS'nin duygusal yeme davranışı üzerindeki doğrudan etkisinin azalması fakat, hala anlamlılığını koruması nedeniyle söz konusu ilişkiye duygu düzenleme güçlüğünün kısmi aracılık ettiği görülmüştür. Aracı değişken, duygusal yeme davranışına ait varyansın %11'ini açıklamıştır. Mevcut çalışmanın, duygusal yeme davranışı ile PMS arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolünü inceleyen ilk bulguları sunması ve gelecekte konuyla ilgili daha fazla sayıda araştırma yapılmaya gerek olduğunu ortaya koyması açısından önem taşıdığı düşünülmektedir.Master Thesis Yetişkinlikte Bağlanma Biçimleri ve Obsesif Kompulsif Özellikler Arasındaki İlişkide Bilişsel Esnekliğin Aracı Rolü(2023) Baştuğ, Evin; Noyan, HandanYetişkinlikte bağlanma stillerinin çeşitli psikopatolojiler ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Obsesif kompulsif özelliklere sahip bireylerin bağlanma örüntülerinde aşırı korumacı, reddedilme tutumu sergileyen veya daha az yakınlık kurmalarından dolayı daha yüksek kaygılı ve kaçınma örüntüsüne sahip kişiler olduğu ve bu kişilerin de daha fazla obsesif kompulsif belirtiler gösterdikleri bildirilmiştir. Bağlanma stillerinin zihinsel olarak dış dünyadaki beklenmedik durumlarla yüzleşip başa çıkılmaya çalışılması, zor koşullardaki durumları kontrol etmeye yönelik algılama eğilimi gibi düşük esnekliğe sahip bireylerle ilişkili olabileceği görülmektedir. Geçmiş çalışmalarda bağlanma örüntüleri ile obsesif kompulsif özelliklerde bilişsel esnekliğin aracı rolünü inceleyen bir çalışma henüz yer almamaktadır. Bu çalışma, 18-60 yaş aralığındaki sağlıklı bireylerde bağlanma biçimleri ve obsesif kompulsif özellikler arasında bilişsel esnekliğin aracı rolünü incelemeyi amaçlamıştır. Bu bağlamda, sağlıklı gönüllü katılımcılara 'Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği (Y-BOKÖ)', 'İlişki Ölçekleri Anketi', 'Bilişsel Esneklik Ölçeği', 'Beck Depresyon Ölçeği' ve 'Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri' çevrimiçi formlar ile ortalama 20 dakika sürecek şekilde uygulanmıştır. Aracılık analizi, SPSS üzerinden basit ve çoklu regresyon modelleri kullanılarak uygulanmıştır. Bunun sonucunda, güvenli bağlanma ve kayıtsız bağlanma alt boyutları ile Y-BOKÖ toplam puanı arasındaki ilişkide bilişsel esnekliğin kısmi aracılık etkisi olduğu bulunmuştur. Çalışma sonuçları ilgili alan yazın çerçevesinde tartışılmıştır.

