Sınır-Deneyim Olarak Doğum

Loading...
Publication Logo

Date

2023

Journal Title

Journal ISSN

Volume Title

Publisher

Abstract

Michel Foucault’nun özneyi kendisinden koparan, gayri -öznelleştirici bir girişim olarak tanımladığı sınır- deneyim, ölüm için oldukça elverişli bir kavramdır. Ölüm, deneyimin sahibi açısından hafızaya işlemeyen, üzerine konuşulamayan ve dolayısıyla kamusal olmayan karakteri nedeniyle kendisi anlamlandırılamadıkça, geri kalan her şeyin, tüm yaşamın ve varlığın anlamının kaynağı olarak öne sürülegelmiştir. En az ölüm kadar belirleyici olan doğum deneyimi ise uçlara ve sınırlara ilgi duyan filozofların ilgisine mazhar olmamıştır. Doğum, pek çok açıdan Foucault’dan ödünç aldığımız şekliyle sınır-deneyimi çağrıştırır. Ancak ölümden farklı olarak onun başkalarının varlığıyla ilişkisi çok daha doğal ve apaçıktır. Doğuran ve doğanın ortak eylemi olarak doğum, her ikisi için de geridöndürülemez ve kişinin artık eskisi gibi olamayacağı bireysel bir deneyimdir. Aynı zamanda doğum, yaşandığı andan itibaren hikayeleştirilebilen, dolayısıyla hafızada kendine yer edinen ve kamusallaşan bir olgudur. Doğum bir yandan benlikte yarattığı dönüştürücü etkiyle sınır-deneyimi çağrıştırırken diğer yandan başkalarının varlığına bağımlı yapısıyla sınır-deneyimin çağrıştırdığı hafıza dışılığı tahrif etmekte, onu kamusal bir karakterle donatmaktadır. Bu yönüyle doğumu, sadece son olmayıp başlangıç da olma özelliğiyle, sınır-deneyimin sınırlarını zorlayan bir geçiş deneyimi olarak kavramak mümkündür. Bu çalışmada doğum, Hannah Arendt’in doğumluluğa (natality) atfettiği politik anlam ışığında insani dünyayı bu dünyadan gelen değerlerle anlamlandırmamızı mümkün kılan ve bizi birbirimize bağlayan en dolayımsız kökenimiz olarak ele alınacaktır.

Description

Keywords

Tarih, Siyasi Bilimler, Sosyoloji, Felsefe

WoS Q

N/A

Scopus Q

N/A

Source

Beykoz Akademi Dergisi

Volume

11

Issue

2

Start Page

228

End Page

247