Gok, Seval Ünlü2026-04-252026-04-2520211305-9971https://hdl.handle.net/123456789/696https://search.trdizin.gov.tr/en/yayin/detay/458986The social as a modern phenomenon, beyond society or societal, implies an autonomous space that cannot be reduced to other spaces such as economy, law, or politics. When we look at the relationship between the social and politics, we can distinguish two main lines: The first emphasizes autonomy of politics and differentiates it from the social. The second, contrary to the former, focuses on the mediation between the social and politics. Hannah Arendt, one of the thinkers representing the first approach, sees the social as primarily responsible for the retreat from politics and the loss of public realm in modern times. Marx’s understanding of sociality is the source of the second line. In Marx, sociality has two aspects. On the one hand, it is a general quality of the relationship between human and nature that can be considered to be independent of historical specificities. On the other hand, it is a fact that is driven by capital under modern capitalist conditions. Considering these two aspects together allows us to state negative features of the social under objective conditions and to grasp it in a contingent manner that it is not necessarily as it is. Arendt’s critique of Marx, which focuses on the social, relies on her methodology which is considered as “phenomenological essentialism”. It refers to Arendt’s assignment of proper space to each human activity that shouldn’t interfere with others while seeking to prove phenomenal nature of politics. From this point of view, it is possible to examine Marx’s conception of the social with inspiration from the thinkers who analyzed his methodology phenomenologically. According to these thinkers, the methodology that Marx adopted especially in Capital is considered eidetic phenomenology. This method can be seen most clearly in Marx’s analyses of abstract labor, which Marx defines as the form that labor takes under capitalist sociality. In this article, based on the tension between two approaches, the limits caused by consideration of politics and the social as opposition or duality will be examined. It will be argued that human activities cannot be treated independently of dissocializing aspects that impair human flourishing in the current society.Sosyal olan, toplum (society) ya da topluluk yaşamıyla ilgili olanın (societal) ötesindeekonomi, hukuk, politika gibi alanlara indiregenemeyecek, özerk bir alanı ifade edenmodern bir olgudur. Sosyal olan ve politika ilişkisine baktığımızda iki temel hat ayırtedebiliriz: Birincisi politikanın özerkliğini vurgular ve sosyal olandan farkını öne çıkarır.İkincisi ise özerklik savının aksine sosyal olan ve siyasal arasındaki dolayım ilişkisineodaklanır. Birinci hattı temsil eden düşünürlerden biri olan Hannah Arendt, sosyalolanı, ne özel alanın ne kamusal alanın kendi varlığını koruyabildiği melez bir alanolarak tanımlar. Ona göre modern toplumlarda politikanın geri çekilişi ve kamusalalanın yitiminin başlıca sorumlusu sosyal olanın yükselişidir. Bu nedenle Arendt, sosyalolanı politikanın karşıtı olarak değerlendirir. İkinci hattaki temel kaynak ise Marx’ınsosyallik çözümlemesinden gelir. Marx’ta sosyallik iki yönlüdür: Hem insan ve doğailişkisinin tarihsel özelliklerinden bağımsız düşünülebilecek olan genel bir nitelik hemde modern kapitalist koşullar altında sermaye tarafından yönlendirilen bir olgudur.Bu iki boyutu birlikte düşünmek, sosyal olanın hem nesnel koşullar altındaki olumsuzözelliklerini tespit etmeyi sağlar hem de bunun zorunlu olarak böyle olmadığına dairolumsal bir yaklaşım sunar. Arendt’in sosyal olana odaklanan Marx eleştirisi, onun“fenomenolojik özcü” olarak nitelenen bakışına dayanmaktadır. Fenomenolojik özcülük,Arendt’in, politikanın fenomenal doğasını kanıtlamak isterken insani etkinliklerin herbirine kendine has ve diğerleriyle karışmaması gereken bir alan tahsis edişini ifadeeder. Nitekim Arendt’in diğer insani etkinlikler içerisinde politikaya özerk bir konumatfetmesi de bu bakışıyla bağlantılıdır. Buradan hareketle Marx’ın sosyal olan kavrayışınıda onun yöntemini fenomenolojik açıdan çözümleyen düşünürlerden esinle ele almakmümkündür. Bu düşünürlere göre Marx’ın özellikle Kapital’de benimsediği yöntem,görüngüsel biçimlerdeki özü arayan (eidetic) fenomenolojik bir yöntemdir. Bu yöntemen açık şekilde, Marx’ın emeğin kapitalist sosyallik içinde aldığı biçim olarak tanımladığısoyut emek çözümlemesinde görülebilir. Bu çalışmada iki yaklaşım arasındaki gerilimdenyola çıkarak politikanın ve sosyal olanın, karşıtlık veya ikilik olarak kavranmasının nedenolduğu kısıtlılıklar irdelenecektir. İnsani etkinliklerin, mevcut toplumda insani gelişimisakatlayan sosyalliği yıkıcı yönlerinden bağımsız ele alınamayacağı savunulacaktır.trinfo:eu-repo/semantics/openAccessSosyolojiFelsefeMarx ve Arendt’te Sosyal Olan: Fenomenolojik Bir DeğerlendirmeThe Social in Marx and Arendt: A Phenomenological AssessmentArticle