TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://acikerisim2.beykoz.edu.tr/handle/20.500.12879/4
Browse
Browsing TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu by Institution Author "Gok, Seval Ünlü"
Now showing 1 - 2 of 2
- Results Per Page
- Sort Options
Article Arendt ve Rancière’in Politik Düşünceleri Arasındaki Gerilim(2021) Gok, Seval ÜnlüÇağdaş politika kuramında, politikanın ve politik olanın yalnızca kurumsal temsili mekanizmalara ve hükümet etmeye indirgenemeyeceğine dair güçlü bir yönelim gözlemlenmektedir. Hannah Arendt ve Jacques Rancière’i, düşünceleri farklı bağlamlarda şekillenmiş olsa da bu yönelimi temsil eden iki güçlü kaynak olarak görebiliriz. Her ikisi de politikayı “yetkin” olanların işi ya da mesleği olarak gören modern yerleşik anlayışın aksine, insanların ortak dünyalarını şekillendiren kolektif eylem olarak tanımlar. Dolayısıyla hem Arendt hem de Rancière, politikayı toplumun öz etkinliği olarak yeniden sahiplenme çağrısında bulunur. Bununla birlikte iki düşünür, politik eylemin içeriğini oldukça farklı şekillerde donatırlar. Arendt için politika, yeryüzünün yasası dediği insani çoğulluk (plurality) durumuna doğrudan bağlıdır. Onun için politika, çoğulluğun sergilendiği, yeni başlangıçların yapılabildiği, anlamı özgürlük olan, “birlikte ve uyum içinde” eylem olarak var olur. Rancière içinse politika, tek evrensellik olarak gördüğü eşitlik ön varsayımıyla, verili hiyerarşik toplumsal düzenlemelere karşı mücadele edildiğinde açığa çıkar. Ona göre politika, eşitsizlik üreten ve sürdüren toplumsal düzenlemeleri kesintiye uğratan uyuşmazlık (dissensus) anlarında gerçekleşir. Arendt ve Rancière’in politik anlayışlarındaki gerilim, “yeni bir başlangıç yapma ve “olağan gidişatı kesintiye uğratma” düşüncelerinde belirginlik kazanır. Bu çalışmanın amacı, Arendt ve Rancière’in politik düşüncesini karşılaştırmaktan öte onları, aralarındaki gerilimi ortaya çıkaracak bir diyalog içinde okumaktır. Böylelikle, Arendt ve Rancière’in politikayı yeniden sahiplenme arayışına sunduğu kuramsal olanakların yanı sıra aralarındaki gerilimin çağdaş politika kuramı açısından anlamını değerlendirebiliriz.Article Sınır-Deneyim Olarak Doğum(2023) Gok, Seval ÜnlüMichel Foucault’nun özneyi kendisinden koparan, gayri -öznelleştirici bir girişim olarak tanımladığı sınır- deneyim, ölüm için oldukça elverişli bir kavramdır. Ölüm, deneyimin sahibi açısından hafızaya işlemeyen, üzerine konuşulamayan ve dolayısıyla kamusal olmayan karakteri nedeniyle kendisi anlamlandırılamadıkça, geri kalan her şeyin, tüm yaşamın ve varlığın anlamının kaynağı olarak öne sürülegelmiştir. En az ölüm kadar belirleyici olan doğum deneyimi ise uçlara ve sınırlara ilgi duyan filozofların ilgisine mazhar olmamıştır. Doğum, pek çok açıdan Foucault’dan ödünç aldığımız şekliyle sınır-deneyimi çağrıştırır. Ancak ölümden farklı olarak onun başkalarının varlığıyla ilişkisi çok daha doğal ve apaçıktır. Doğuran ve doğanın ortak eylemi olarak doğum, her ikisi için de geridöndürülemez ve kişinin artık eskisi gibi olamayacağı bireysel bir deneyimdir. Aynı zamanda doğum, yaşandığı andan itibaren hikayeleştirilebilen, dolayısıyla hafızada kendine yer edinen ve kamusallaşan bir olgudur. Doğum bir yandan benlikte yarattığı dönüştürücü etkiyle sınır-deneyimi çağrıştırırken diğer yandan başkalarının varlığına bağımlı yapısıyla sınır-deneyimin çağrıştırdığı hafıza dışılığı tahrif etmekte, onu kamusal bir karakterle donatmaktadır. Bu yönüyle doğumu, sadece son olmayıp başlangıç da olma özelliğiyle, sınır-deneyimin sınırlarını zorlayan bir geçiş deneyimi olarak kavramak mümkündür. Bu çalışmada doğum, Hannah Arendt’in doğumluluğa (natality) atfettiği politik anlam ışığında insani dünyayı bu dünyadan gelen değerlerle anlamlandırmamızı mümkün kılan ve bizi birbirimize bağlayan en dolayımsız kökenimiz olarak ele alınacaktır.

